İCRA VE İFLAS HUKUKU / MAKALELER

BORÇLUNUN HALİNE MÜNASİP EVİNİN HACZEDİLMEZLİĞİ ÜZERİNE

Av. Bilal Gürel

Takip hukuku, ödenmemiş borçların, alacaklı tarafından kamu gücüyle donatılmış cebri icra organlarına başvurması üzerine devreye giren ve gerektiğinde borçluya karşı zor kullanmayı da içeren bir hukuk yoludur. Makalemizde incelediğimiz “Borçlunun haline münasip evinin haczedilememesi” ise İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen haczin caiz olmadığı istisnai durumlardan biridir. İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinde 完全en haczi caiz olmayan mallar (KURU Baki, Haczi Caiz Olmayan Şeyler, AÜHFD, S.1962/1-4, s. 278) düzenlenmiş ve haklar tahdidi olarak sayılmış olup birinci fıkrasının on ikinci bendinde de borçlunun haline münasip evinin haczedilmezliği hususu düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu bağlamda makalemizde mesken (konut) kavramı, buradan hareketle haline münasip ev kavramı, meskeniyet iddiasını, bu müessenin şikayet süresi ve istisnaları açıklanmaya çalışılmıştır.

I. Mesken Kavramı ve Borçlunun Haline Münasip Evi:

İcra ve İflas Kanunu haczi caiz olmayan mallar ve haklar başlıklı 82/I-12’ de yer alan “ev” kavramından maksat, yerel geleneklere yani mahalli örf ve adete göre mesken (konut) olarak kullanılmaya elverişli yerlerdir. Bağımsız ev, apartman dairesi, kat mülkiyeti kanununa tabi bağımsız bir bölüm veya bir apartmandaki paylı mülkiyet (müşterek mülkiyet) payı veya el birliği mülkiyeti payı, mesken sayılır (KURU Baki / ASLAN Ramazan / YILMAZ Ejder, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, 18. Baskı, Ankara, 2004, s.300).

Buradan hareketle, borçlunun mali ve sosyal statüsü ile borçlunun ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek asgari şartlara haiz bir meskeni anlamamız gerekmektedir (MUŞUL, Timuçin, İcra ve İflas Hukuku, İstanbul, 2005, s. 495). Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Ancak burada borçlu ve alacaklı arasındaki adalet terazisini dengede tutabilmek için madalyonun iki tarafını da değerlendirmemiz gerekmektedir.

İİK md 82/I,1-12’deki bu düzenlenmenin amacı alacaklıya karşı salt borçlunun hakkını muhafaza etmek ve alacaklının alacağını kazanmasını engellemek değil, borçlunun ailesinin ve aile birliğinin korunmasıdır. Bu bağlamda böyle bir düzenlemenin olmaması ve borçlunun konutunun herhangi bir koruması olmaksızın haczedilebiliyor olması borçluyu ve ailesini önü alınamayacak mağduriyetlere yol açabilecektir. Meskenin sınırsız bir düzenleme ile borçlunun elinden alınması imkanı verilmesi, aile bireylerinin yaşamlarını ve çocukların sağlıklı yetişmelerini önemli derecede olumsuz etkileyecektir. Bu bakımdan borçlunun ve ailesinin haline münasip meskeninin haczedilemeyeceği esası, ailenin korunmasına hizmet eden en önemli düzenleme olup, sosyal devlet ilkesinin zorunlu bir gereğidir. Aynı şekilde yukarıda bahsettiğimiz üzere madalyonun diğer tarafına bakıp alacaklıyı da korumak amacıyla borçlunun haline münasip meskeni kanunda belirtilen sınırlı, istisnai hallerde haczedilebilecektir.

“Hemen burada belirtmemiz gerekir; mezkur maddede haczi caiz olmayan durumlar tahdidi sayıldığı için kıyas yoluyla genişletilemez.” (PEKCANITEZ Hakan / ATALAY Oğuz / SUNGURTEKİN ÖZKAN Meral / ÖZEKES Muhammet, İcra ve İflas Hukuku, 4. Baskı, Ankara, 2006, s. 189)

Borcunu ödemekle mükellef bulunan borçlunun sosyal durumu göz önünde bulundurulmakla beraber, içinde bulunduğu durum ve sıfatına göre daha mütevazı ve lüks olmayan bir hayat sürmesi ve konutunun da bu durumuna uygun bir şekilde seçilmiş olması gerekir, aksi halinde yani malların kıynetinin fazla olması durumunda, söz konusu mal haczedilir ve elde edilen bedelden borçlunun haline münasip bir kısmı, ihtiyacını karşılayabilmesi için borçluya bırakılır (İİK md 82/III).

II. Takip Hukukunda Aile Kavramı:

Makalemizin hemen bu aşamasında bahsetmekte fayda gördüğümüz bir diğer husus ise 82. Maddenin gerekçesinden ve genel olarak madde metninden anladığımız üzere kanun koyucunun menfaatini korumaya özen gösterdiği aile kavramıdır. Burada aile kavramından anlamamız gereken nedir? Doktrinde bu konuyla ilgili ihtilaflar bulunsa da ağırlıklı görüş, aile kavramının geniş anlamda düşünülmesi ve içeriğinde borçlu ile aynı çatı altında yaşayan ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin de yer aldığı, reşit olan ve borçlu ile birlikte oturan çocukları, hatta kayınvalidesi, kayınbiraderi vs. de ailenin içerisinden sayılması gerektiğidir (KURU, İcra Hukuku, s. 230). Yargıtay’ın da çeşitli kararlarında aile kavramından, geniş anlamda ailenin anlaşılması gerektiği belirtilmiştir (Yargıtay 12.HD. 24.04.2007T. E.5814 K.7966, Yargıtay 12.HD. 02.04.2007T. E.382).

III. Meskeniyet İddiası, Süresi ve Şikayetin Yapılacağı Mercii:

Öncelikle belirtmek isteriz ki borçlunun haline münasip evinin haczedilmezliğini ileri sürebilmesi yani meskeniyet iddiasında bulunabilmesi için cari bir haciz işlemi bulunması gerekmektedir.

“İcra dairesi tarafından hacze karşı borçlunun haberdar olmasından itibaren 7 gün içerisinde İcra mahkemesine şikayette bulunulması gerekmektedir. Zira meskenin haczedilemeyeceğine, icra memuru re’sen karar veremez.” (KURU Baki, Haczi Caiz Olmayan Şeyler, s. 305)

Meskeniyet iddiasında süre konusunda doktrinde ve Yargıtay kararlarında ihtilaflar söz konusu olsa da yukarıda zikredildiği üzere meskeniyet iddiası, İİK m. 16 ve devamında düzenlenen “şikayet” niteliğinde olduğundan borçlunun şikayetini ileri sürmesi için haczi öğrendiği tarihten itibaren 7 gün içinde icra mahkemesine başvurması gerektiği yönünde genel düşünce hakimdir (Balkan Y., Haczedilmezlik ve Benzer Müesseseler, Ankara 2009 s. 67).

Borçlu, evinin haczedilemeyeceğini ileri sürebilmesi için, o evde bizzat oturması şart değildir. Eğer borçlunun birden fazla evi varsa, borçlu bunlardan biri hakkında meskeniyet iddiasında bulunabilmektedir. Borçlu evini kiraya vermiş ve başka bir evi de bulunmuyorsa, borçlunun kiradaki evi ve aynı şekilde de o evden kazandığı kira bedeli haczedilemeyecektir (Kuru B. / Arslan R. / Yılmaz E., İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2012 s. 273-274).

Birden fazla takip söz konusu ise, her dosya için ayrı olacak şekilde şikayet yoluna gitmek gerekecektir (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 24.12.2007, 21237/24005). Birden fazla takibin olduğu durumda her takip içerisinde meskeniyet iddiasında bulunan borçlunun bu iddiası her hacizde borçlunun haciz anındaki durumu dikkate alınarak her bir iddianın ayrı ayrı incelenmesi ve ona göre karar verilmesi gerekmektedir (KURU Baki, Haczi Caiz Olmayan Şeyler, s. 307). Meskenin elbirliği mülkiyeti sahiplerinden her biri, şikayet yoluna başvurma hakkına sahiptir (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 08.05.2007, 6939/9356). İcra mahkemesinin şikayet üzerine vereceği karara karşı kanun yolları açıktır.

Borçlunun haline münasip evinin haczedilmezliği kuralının düzenlenmiş çeşitli istisnaları bulunmaktadır:

Borçlunun haczedilmiş evin değeri, haline münasip olmayıp bundan daha lüks ise meskeniyet iddiası kabul edilmeyip ev satılarak elde edilen bedelden borçluya haline münasip bir ev alacak kadar para bırakılır (İİK md 82/III).

Borçlunun tapu kütüğünde arsa olarak gözüken gayrimenkul üzerinde evinin bulunduğu durumda haciz tarihinden önce evinin inşa edilmiş olması gerekir ki alacaklıya karşı meskeniyet iddiasında bulunabilsin, aksi durumda haczedilmiş arsasının üzerine haciz tarihinden sonra ev inşa edildiği takdirde borçlu meskeniyet iddiasında bulunamayacaktır. Çünkü haciz yapıldıktan sonra borçlunun haczi yapılan gayrimenkul üzerindeki tasarrufu kısıtlanmış bulunmaktadır (KURU Baki, Haczi Caiz Olmayan Şeyler, s. 307).

Borçlu, işçi ve müteahhitlerin haczedilmiş ev üzerindeki kanuni ipotek haklarına karşı meskeniyet iddiasında bulunamaz (TMK md. 807, 893). Bu durumda işçiler ve müteahhitler, kanuni ipotek hakkı ile elde ettikleri alacakları için evin haczedilmesini ve satışını isteyebilirler (KURU Baki, Haczi Caiz Olmayan Şeyler, s. 307-308). Borç, bu evin yapımında çalışmış işçi alacağı veya yapı malzemesi satmış olan tacirin alacağı ise borçlu, yine meskeniyet iddiasında bulunamayacaktır (İİK md 82/II).

Evini bir alacaklısına ipotek etmiş olan borçlu, ipotek alacaklısına karşı da meskeniyet iddiasında bulunamayacaktır (Kuru / Arslan / Yılmaz s. 274).

Velhasıl, bir kimsenin alacaklısı olduğu borçluya karşı borcunu tahsil edebilmesi asıl kaidedir. Meskeniyet iddiası ise borçlunun ailesinin, aile birliğinin korunması için kanun koyucu tarafından getirilmiş anılan bu asıl kaidenin istisnası niteliğindedir ve kanunda sayıldığı üzere bazı kurallara bağlanmıştır. Bu kuralların yanında da son olarak hemen yukarıda sayılan meskeniyet iddiasının da istisnaları bulunmaktadır. Genel hukuk ve mantık kaideleri gereğince istisnanın istisnası kaideye tekabül etmekte olduğundan meskeniyet iddiasının istisnası vaki olduğunda, borçlunun bu şekilde iddiada bulunma imkanı olmayacaktır ve alacaklı tarafından haciz işlemi yapılabilecektir.


GÜREL & KILIÇ HUKUK OFİSİ
İlgili Yayınlar
Bize Ulaşın