AYM 28.01.2021 TARİHLİ 2019/19137 BAŞVURU NUMARALI KARARI İNCELEMESİ
Av. Bilal Gürel
Bu yazımızda, Anayasa ve Ceza Hukuku prensipleri için son derece öneme haiz olan, Anayasa Mahkemesine Tutuklamanın hukuki olmaması ve tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ve soruşturma konusu suçlamaların basın ve ifade özgürlüğü ile ilintili olması nedeniyle anılan özgürlüğü ihlaline ilişkin ulusal nitelikte yayın yapan bir gazetenin imtiyaz sahibi ve yayıncı firmanın tek ortağı olan İ**** Y**** ve gazete editörü olan M***** A** Ç***** tarafından 2019/19137 numaralı bireysel başvuru yapılmıştır. Bu başvuruyu inceleyen yüksek mahkeme 28.01.2021 tarihinde aşağıda izah edilecek gerekçelerle başvurunun reddine karar vermiştir. İlgili karar 18.03.2021 tarihinde 31427 sayılı Resmî Gazete yayınlanmıştır. İlgili kararın aslını ekte bulabilirsiniz.
Anılan bu başvuru her ne kadar reddedilmiş olsa da kararın içerisinde yer alan belli ifadeler, özellikle insan hakları ve ceza hukuku müesseselerindeki, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında özgürlükçü ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde vicdani yaklaşımı ortaya konulmaktadır.
Başvurucular İ**** Y**** ve M***** A** Ç*****, TSK tarafından yapılan Barış Pınarı ve Zeytin Dalı Harekatları sırasında terör örgütlerini destekleyici, öven ve Türk askerini adeta bir düşman gibi nitelendiren yayınlar yapılmış ve bu yayınlar çerçevesinde savcılıklar nezdinde soruşturma başlatılmış, sulh ceza hakimliğince suçun sübuta erdiğine dair yeterli şüphenin bulunması, şüphelilerin kaçması veya delillerin karartılması şüphesi olması nedeniyle tutuklanmalarına karar verilmiştir. Bu karar üzerine itirazda bulunulmuşsa da itiraz (bir sonraki sayılı) sulh ceza hakimliğince reddedilmiştir. İddianamenin kabul edilmesi üzerine kovustusmanın yapıldığı Ağır Ceza Mahkemesince terör örgütüne üye olma suçu nezdinde yeterli delil olmadığından bu suç yönünden oyçokluğuyla beraatine ancak terör örgütüne yardım ve örgütün propagandasının yapıldığı suçlarından cezaya hükmedilmiştir. Anılan hüküm cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmiştir.
AYM ise kararında, soruşturmaya bahse konu yayınların ifade ve basın özgürlüğü kapsamında kalmadığını suç teşkil edebilecek nitelikte olabileceğini; bu nedenle mahkeme tarafından esası incelemek üzere tespit edileceğini ancak o vakte kadar Sulh Ceza Hakimliği tarafından, şüphelilerin kaçması veya delillerin karartılması, değiştirilmesi gibi durumların söz konusu olabileceği gibi sebeplerle kişilerin tutuklanmasına karar verilmiş olması, bu nedenlerin olgusal temeller üzerinde kurulduğunu ve buna göre karar verildiğini savunmuştur. Bu bağlamda tutuklama tedbirinin iddia edilen suçlamalara karşılık ölçülü olduğunu da belirtmiştir.
İzah edilen bu gerekçelerle başvurunun reddine karar verilmiştir. Ancak karar içerisinde değinmek istediğim birtakım yargıları da sizinle paylaşmak istediğimden anılan ifadeleri aşağıda bulabilirsiniz.
“… Kişilerin savunduğu bazı görüşlerin terör örgütünün söylem ve görüşleriyle benzerlik göstermesi hatta kimi noktalarda örtüşmüş olması bu görüşlerin terörle bağlantılı suçlar bakımından her durumda kuvvetli suç belirtisi olarak kabul edilmesini gerekli kılmaz. Nitekim Anayasa Mahkemesi Murat Aksoy ([GK], B No: 2016/30112, 2/5/2019 70) kararında başvurucunun 17-25 Aralık soruşturmalarına ilişkin değerlendirmelerinin yer aldığı yazılarının o dönemde FETÖ/PDY’nin yayın organlarında dile getirilen açıklama ve görüşlerle benzer olmasını kuvvetli suç belirtisi olarak görmemiştir…”
“… Ayrıca Türkiye’nin başka bir ülkede bulunan ve ülke güvenliği açısından tehdit oluşturduğu değerlendirilen terörist gruplara yönelik sınır dışı bir harekat yapmasının veya bu harekatın yapılış şeklinin de eleştirilmesi her zaman tek başına bu terör gruplarıyla ilgili bir suçlama yönünden kuvvetli suç belirtisi olarak kabul edilmemelidir. Bu çerçevede sınır dışı harekatın kendisine veya icra ediliş şekline dair haber, yazı, yorum ve açıklamaların içeriği ve bağlamına göre bir değerlendirme yapılmalıdır. Öte yandan bir gazetede yayımlanan haber ve yazılar dolayısıyla terörle bağlantılı suçlamalarda bulunulması söz konusu olduğunda gazetenin sahibi bakımından sadece gazetedeki bazı haberlerin içeriğine değil bir bütün olarak gazetenin yayınlarına ve böylelikle gazetenin örgütsel bir amaca hasredilip hasredilmediğine de bakılmalıdır…”
“…Nitekim Yargıtay da El Kaide terör örgütünün propagandasını içeren yayınları yaptığı iddia edilen bir derginin imtiyaz sahibi hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat hükmünün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine söz konusu dergi ile terör örgütü arasında iltisak and irtibatın bulunması halinde silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun oluşabileceğini belirtmiştir…”
Son olarak;
“… Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun’un 141. Maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkanının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır. (Erkam Abdurrahman Ak B. No: 2014/8515, 28/9/2016, 48- 62; İrfan Gerçek, B. NO: 2014/6500, 29/9/2016, 33-45)
Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 28/6/2019 tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucuların tutukluluğunun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun’un 141. Maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir… Buna göre 5271 sayılı Kanun’un 141. Maddesinde belirtilen dava yolu başvurucuların durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincilik niteliği ile bağdaşmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının (tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiası) başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir…”
İzah edildiği üzere başvurunun bireysel başvuru öncesinde tüketilmesi gereken etkili yolların icra edilmemesi yüzünden reddedilmesinin yanında, yukarıda alıntılanan hususlara bakıldığında, yürütme erkinin icraatlarına karşılık kişilerin düşüncelerini ve eleştirilerini açıklaması bunların yayınlanmasının ne dereceye kadar basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kalacağı, AYM’nin yaklaşımının ne olduğu gibi hususlar daha aşikâr hale gelmiştir. Bu bağlamda anılan kararın önemi yadsınamamakta olup ileriki zamanlarda da bireysel hakların ve özgürlüklerin, özgürlük-güvenlik dengesi içerisinde daha net tayin edildiği, vatandaşların bu haklarını kullanırken mağduriyetler yaşamadığı bir ülke dilemekteyiz.